Böyle müphem bir Blog yazmak aklımın ucundan bile geçmezdi, lâkin son günlerin bana getirdikleri ve yaşattıkları oldukça ilginçtir. Paylaşılmasında hiçbir sakınca görmüyorum, çünkü yaşattıranların hepsi benim, sizin veya onlar gibi insanlar.

İlk öğrendiğim şeylerden biri insanların dürüst olmaması üzerine, öyle ki üç kişi tahayyül edin, bu üç kişi ile ciddi bir işe girişiyorsunuz, ama işin ortasında bu üç kişi sizi yarı yolda bırakip işten ayrılıyorlar. Demek ki insanlara güvenmemek gerekir, ah septiklerin gözünü seveyim… Oysa işin başında biz böyle düşünüyoruz, başka yoldan gitmek istiyoruz deme cesareti olmalı insanların, yumurta kapıya dayanınca neden etekleri tutuşuyor, bu yüzden bunlara da acımamak lazım, doğrudan hayatınızdan silmek en uygunu.

İkincisi ise insanların değer verme duyguları üzerine. Bu tip insanlar üstteki insanlar gibidir, farklı hem dürüst olmayip hem de yapmacık duygu ve davranışlarda bulunarak karşısındaki ile bir bağ kurmaktır. Nitekim en küçük bir değişiklikte bu bağı koparmakta, ardından ise pişman olmaktadır. Ne diyebilirim, siz siz olun bir karar almadan iki değil, üç-dört kere düşünün, sonuçlarını, size getireceklerini… Bu bana insanlara fazla merhamet etmemeyi öğretti, sertleştirdi. Her insanda bu duygu oldukça kuvvetli gibi, özellikle kadınlarda.

Üçüncüsü ise bazı insanların davranışlarının neye delalet ettiği gerçekten apaçık ortada oluyor. Hani derler ya dilindeki kalbinde, diye… İşte öyle birkaç insan tanıdım bu ay. İçlerinden bazıları dürüst olmasa bazı konuşmalarında ister istemez anlıyorsunuz, ne demek istediklerini. Kelimeler sizin içinizi gösteren aynalar gibidir ve internette de yazılsa, kelime seçimi ve cümle dizilimi karakter hakkında çok bilgi içerir siz fark etmeseniz de… Ama kimileri ise çok sevimli gerçekten. Bıcır bıcırlar, yerlerinde duramıyorlar. Bu tip insanlar genelde kurgulamazlar karşısındaki ile ilişkilerini, doğaçlama şarkı çalan caz basçısı gibidirler -ki bası ne kadar severim çoğunuz bilir.

Velhasıl evet, kırıklar var üzerimde…
Büyütüp, kuvvetlendirip dikiyorum karşıma, sonra yardım edenler parçalıyor beni, ne için? Kartlarını açık oynayıp onları çalmak için. Garip, ama yoruyor bu beni, oynamak istemiyorum herkes gibi…
Silkelemek lazım kırıkları ki, beni kucaklayacak olana batmamalı, batıp acıtmamalı ki ben de başkasını acıtmayayım. Dünyası büyük, hisleri küçük sahte vicdanlar için kartlarını açmamalı, indirmemeli kalenin kapısını.
Onu açacak olan zaten o kapıları görmeyecektir. Zaten sevmek de biraz körleşmek değil midir?
Yoksa ben mi yanılıyorum; Her zaman ki gibi….

Evet, yorgunum. Oldukça yorgunum… Dinlenmeli, dinlenmeliyim ki daha uzun yol yürüyebileyim. Gerçek budur belki de… Belki de gerçek diye bir sey yok. Kış da geldi, hayal battaniyesi ört üstüme, üşütmesin gerçekler…

Ne güzel demiş Bülent ORTAÇGİL;

“Yanımda dur
Usulca koluma dokun
Al ellerim senin olsun
Yüzüme bak sana anlatacak
Çekinme güven bana
Her şey sevgiyle başlar.

Sorun söyleceyecek çok şeyimin olması ama söylecenecek kişi sayısının azlığı..
Anlayana diyorlar ya.. Anlayana..

Nice kişi geldi ve geçti.
Kendimi kandırmaya çalışmayı bıraktım. Buna da ‘SEN‘den başladım.
Karamsar mıyım? Belki, zaman zaman bu da gerekli…
İyi miyim? Evet, merak etmeyin gayet iyiyim.
Yoksa içiniz mi daraldı? Yine de biraz düşünün bu anlattıklarımı..
Ya da şu şarkı ile devam edin…

 ”http://rapidshare.com/files/133453622/Guelay_-_Arabesk_Keman.mp3.html”

Uzatmayacağım; Hepinizin yanaklarından öper, tombul olanlarınkini mıncıklarım, affetmem. *** Böyle bir yazı’nın üstüne çok şebek bir son oldu bu da sanki…***

Kısa bir not; Kendi sitem faal konuma geçmediği için burdan yani Ercan’ın blog’undan SİTEM ediyorum..
Ve Ercan’a da blog’unu benimle paylaştığı için teşekkür ediyorum…

Saygı ve sevgilerimle; (ck)