-?

-?

-morelin mi bozuk ?

-çok mu belli oluyor ordan bakınca.

-görmesini bilene diyelim…

- (:

-yazıyı okudum, okudum, okudum.. öylece defalarca okudum, cok güzel yazmışsın, bi an kendimi gördüm yani aynı dertlerden müzdarip olduğumuzu fark ettim..

-Boşuna mı sana KANKA diyorum…

-Salla.. sıkma sen o güzel canını hiç bişey için bil ki ben hep senin dostunum, ben hep senin yanındayım, ben hep senin kankanım…

 

Şimdi diyeceksiniz ki ne diye böyle bir alıntı ile başladın? Başladım çünki ck’nın bu hali bu tavrı hiç hoşuma gitmedi, o hep bana destek olan samimiyeti ile içimi rahatlatan, güleryüzü ile her daim mutlu olmamı sağlayan nadir bir dost.. Böylesine önemli bir dostumun bu hali karşısın da (ki bende onun gibi vurgun yemişken) boş boş oturup bakamam..
Onunla bizim en büyük yanılgımız, iyi niyetimiz, temiz kalbimiz, saf ruhumuz..

Herkesi kendimiz gibi sanışımız, yüzümüze bir kere gülene yelkenleri indirişimiz..

Ama ne var biliyormusunuz? Sonuçta kaybeden hiçbir zaman biz olmuyoruz..

Olmuyacağızda! Hep giden, hep geride bıraktıklarımız özlem dolu oldu bize dair..

Bundan böyle de bu aynı şekilde süre gelip gidecektir..

Bir arkadşaımın çok güzel bir sözü vardı o aklıma geldi;

 

“Her şeye rağmen değer vermek iyidir;

Ne yalanları, ne de hayasızlıkları engellesin bazı insanların.

Gerçek değer eninde sonunda anlaşılır, karşılığını görür.

Yeter ki sen kendine dürüst ol”

 

Öyle güzel anlatmış ki.. İşte bundan dolayı biz hiçbir zaman kayıpları oynamıyoruz..

Çünki biz hep karşımızda ki insana değer veriyoruz.. Asla art niyetli düşünmüyor aksine kendimizde ne buluyorsak aynı şeyleri onda arıyoruz..

Mazi’ye bakıldığın da sözlerimi inkar eden davranışlarmız hiç mi yok?

Evet var! Ama neden var? İşte bunu cevabını bir biz biliyoruz, bir bize saklıyoruz..

Sorun ck’nın da dediği gibi Söylenecek çok şeyin olması ama söyleceyecek kişinin çok az olması.. Bundan dolayı kendime kusuyorum duygularımı, nefretlerimi, hayallerimi…

Geldi çattı yine… Değişim zamanı…

Bu sefer görebiliyorum her şeyin çok farklı olacağını, hiç bişey eskisi gibi olmayacağını..

Kısacası yine bize Nadas Zamanı… Nadas bittiğin de belki geri döneriz…

 

Bu blog’u ck’nın ısrarları ile kurdum, bana sen aç ben yazamıyorum sen yazarsın arada gelir sende karalarım bi şeyler diyordu..

Sonra her zaman ki gibi unuttu verdiği sözü bi ara kapamayı bile düşündüm..

Ama sonra fark ettim ki ck ile başlayan bu yazma serüvenim gerçekten çok ilerilere yol almıştı..

Artık kalemimi elime aldığım da duygulaırmın tercumanı olabiliyor, duygularımı sözcüklere aktarabiliyordum..

O kadar çok yazı yazdım ki.. Kendime sakldıklarım dı hepsi…

Yazmayı sadece kendim de özel buluyorum bu sebebten dolayı da blog’a yazmıyorum ama bugün farklı! Çunki bugün artık geçmişime sungerimi cekiyorum..

Artık yeni bir hayatım olucak, yeni arkadaşlarım, yeni sevdalarım..

Ama sanmayın ki gecmişimi unutuyorum, sadece sandığıma kaldırıyorum..

Gün gelicek o sandığı açıcam ve o zaman tek tek sericem onune hak edenlerin…

Sıkıntılı günleri atlatmasını öğrendim, kendime hakim olabilmeyi yüreğime hükmedebilmeyi..

Duygularıma gem vurabilmeyi..

Bunu da nasıl yaptım biliyormusunuz? Sadece bir liste ile..

Ck ile bir konuşmamız da benden sevmediğim 6 şeyin listesini yapmamı istedi…

Sebebini sorduğum da listeyi bitirdiğim zaman anlayacağımı dile getirdi..

Listeye ne yazacağımı bilemediğim için hiçbir zaman bitiremedim.. O yüzden anlamışta değildim.

Ta ki bugüne kadar.. bugün bir çok şeyi anladım.. Liste mi de tamamladım..

 

1. Bu çağı, yaşam tarzını ve insanların davranışlarını sevmiyorum.
2. Pilav ya da makarnada salça yerine taze domates kullanılmasından.
3. Hoşlandığım kişinin kıvrım kıvrım kıvrılarak bahaneler üretmesinden.
4. Cesareti olmayan, kendine güveni olmayan kadınlardan.
5. Markayı statü sayan, cep telefonuna tapan insanlardan.
6. İki yüzlülüğü ile hala gelip eski günlerden medet umanlardan..

 

Listeme şöyle göz attığım da her bir maddeyi tek, tek incelediğim de..

Kendimi keşfediyorum.. Nasıl biri olduğumu görüyorum..

Ve buda beni o kadar mutlu ediyor ki..

Bir insanın kendisini anlaması gibi erdem dolu bir davranış yoktur..

Bu kişiye haz verir, güç katar, ve zayıflıklarını kapamasını sağlar..

Bende aynen böyle yapıyorum, bu yüzden hiç boşuna beni yaralamaya çalışmayın..

Ben zırhımı çoktan üzerime geçirmişim..

Aynı şekilde sevdiklerimden uzak durun… Bu zırhı üzerime geçiren onlar, belki de onlar aynı şeyi yapmadı ama uğrunda kendi zırhımı heba etmekten çekinmem..

 

Bazen bakıyorum da şöyle bize.. Acayip gülüyorum ya..

Hüzünlerimizi, Hayal kırıklıklarımızı Şiir’ler ile üzerimizden atmaya çalışıyoruz..

Öyle dem vurmuşuz ki aşk’tan duygularımızı kaybetmekten çekiniyoruz..

Hal bu ki insan sevdiğini kaybetmekten korkmaya başladığı an da kaybetmemiş midir sevdiğini? Yanılıyor muyum ?

 

“Hepsi hayal miydi ağırlığınca,
Sınırlarında gezerken çizginin.
Yoksa gerçek miydi boyunca,
Üzerinden geçerken kendimin.”

 

Demiş şair..

Biliyorum benden bir açıklama bekliyorsun.. ama benim açıklamalarım şiirlerim de gizli..

Beni etüt etmek istiyorsan, şiirlerime, yüreğine vermelisin.. vermelisin ki beni anlayasın..

 

Meğer;

 

Hiç’ti bir dünyanın içinde,Fark edilmeyen.

Boş’tu bir gönlün içinde,

Sevilmeyen.

İnsan’dı bir avcun içinde,

Hissedilmeyen.

Kendisiydi aynanın içinde,

Görülmeyen…

 

 

 

 

Göremedin yar beni.. gidişimi.. kopuşumu.. ayrılışımı.. Anlayamadın beni..

Oysa öyle yürekliydim ki sana dair, öyle sen doluydum ki..

Bana hep, “Neden böyle yapıyorsun?” diyordun ya hani..

Cevabımı bekliyordun ya hani.. Ama görmedin ki bir cevabın olmadığını..

Sensizken oyle darmadağın hissediyorum ki, yorgunluk sarıyor tüm bedenimi kala kalalıyorum oyle bir başıma..

Sesimi duyaramıyorum kimselere..

Hani bazen canın sıkılır, konuşacak birini istersin. Telefonunu alırsın eline, rehberde isimleri eçersin tek tek. Bakarsın ki, liste başına dönmüş. Tekrar edersin listenin sonuna doğru…

anlarsın ki, o kadar kalabalık arkadaş listende, arayacak biri yok.

dışarı çıkmak istersin, ama bir sebebin yoktur. Yine de atarsın kendini dışarı. Belki biriyle karşılaşırım ümidi doğar içine…

bu arada telefon faturan gelmiştir, sessizce durur apartmanda. Faturana bakarsın ki, yalnızca vergi ödüyorsun. Aramamış, konuşmamışsın kimseyle. Yalnızlığın gibi, bomboştur fatura.

otobüse binip, bir koltuğa oturduktan sonra camdan dışarı bakarsın varacağın yere kadar. Anlarsın ki, sağında solunda konuşacak kimse yok.

İnersin inmek istediğin yerde, nereye gideceğini de bilmezsin zaten; çünkü seni bekleyen biri yok.

telefonun çalar, heyecanlanırsın nedense. Gelen mesaj der ki “Sayın Ercan KOÇ doğum gününüzü kutlar mutlu bir hayat geçirmenizi dileriz..” Mesajlarına girmişken, gözüne çarpar mesaj kutun. Turkcell, hiç bırakmamıştır seni.

insanlara bakarsın, meydandaki yüzlerce insana. Hepsinin bir acelesi vardır, hızlı hızlı yol alır. Seninse beş adımın bir dakika sürer. Acelen yoktur çünkü, aceleye gelecek işin yoktur.

bu arada yürürken bir dükkanın camından kendini görmüşsündür. Saçın çok dağınıktır, düzeltirsin hemen. Bu sana şunu hatırlatır ki, saçını düzelt diyen dahi yoktur.

çok yalnızım, demek istersin. Kendinden başkası yoktur dediğini duyan. Bu arada, gece olmuştur. Fark edersin ki seni arayıp, neredesin, geç kaldın, diyen yoktur.

otobüs duraklarına gidersin, şoförün hemen yanındaki tek kişilik yere oturursun. Zaten sana selam veren yoktur.Evinin önündeki durakta inersin, durak seni tanır biraz.

bilgisayar masana geçersin. Onlarca DVD dağılmış etrafa. Birçok dizi var, insanların aylara bölerek izlediği dizileri, sen birkaç haftada izlersin. Yine açarsın bir film…

bu esnada saate takılır gözün. Hiç kıpırdamıyordur saat, anlarsın ki pili bitmiş. Kim bilir kaç aydır duruyor öyle sessiz. Zaten, inanamazsın senin saatin çok ses çıkarır, seni uyutmaz.

uykun gelir, gidersin dağınık yatağına. Toplamazsın zaten yatağını…

uyuyamazsın, uyumak istersin. Sarıldığın tek yorgan vardır, sarılırsın yine… Kalp atışların rahatsız eder seni, inanamazsın, kalbin bu kadar yüksek ses çıkaramaz. Uyanırsın, elini yüzünü yıkarsın. canın sıkılır, konuşacak birini istersin. Telefonunu alırsın eline, rehberde isimleri geçersin tek tek. Bakarsın ki, liste başına dönmüş. Tekrar edersin listenin sonuna doğru…

Anlıyacağın sen benim kısır bir döngümsün.. ve ben artık yoruldum..

Gerçekten, artık mücadele edecek gücüm kalmadı..

Bundan sonra da etmiyeceğim zaten…

 

“Ben bana baktım,
Bir daha ben gibi olamadım…”

 

Özdemir Asaf’ın harika bir şiir’i var.. ‘Kedi idi Adı’ diye..

 

Bu adı
Ona kimse vermedi
Çağırdılar, sağırdı, duymadıKedinin mırmırları
Onun
Hem düşünmesi,
Hem de ‘duyma’sıdır.

Bunu
Benim yazmam
Da
Benim ‘mırmır’larımdır.

Duyan
Bunu yazmaz
Uyan
Bunu yazan bir kedidir.

Özdemir Asaf ..

 

 

 

Özdemir Asaf  bana CK ‘dan kalan bir alışkanlık.. Konuşmalarımız da hep bana ondan alıntılar yapardı..

O kadar hoşuma gider di ki.. Bende zamanla ona kendimi kaptırdım koyu bir hayranı oldum..

CK nın bir sözü vardı; Şiirleri sevmezdim ta ki aşk çıkıp gelene kadar kapıma diye..

Doğru aynısı bende de söz konusu.. Bazen diyorum kanka ne kadar çok örtüşen yanlarımız var..

Bazen seni bende arıyorlar, bazen beni sende.. ama nafile..

 

Poe’ye selam olsun… (:

Poe nedir ? Poe kimdir ? bunun cevabını verebileceğimi düşünmüyorum..

Poe’yi bana ck açtı, açıklamasını da anca o yapabilir, tabi yaparsa…

Poe’den hatıra bir dörtlük; Bülen Ortaçgil Eşliğinde…

 

“Üstüme gece çökmüş
Ama içim mışıl mışıl
Beklerim ta sabaha kadar
Beklerim de geceyi değiştiremem,
Gecenin gücü beni aşar…”

 

Fazla uzatmıyacağım diyecektim tam ama bir baktım ki baya, baya uzatmışım (:

Olsun beni mazur görün en sevdiğim dostumun kendisini soyutlaması beni bu raddeye getirdi..

Ve tabi ki sevdiklerimin, değer verdiklerimin aslında bunları hiç hak etmiyişini anlayışım..

Bizden uzak dursunlar kafi.. Eğer ki bizim için gerçekten iyiyi istiyorlarsa yapabilecekleri en hakiki ve en erdimli davranışları, o pençelerini bizim üstümüzden çekerler..

Son olarak ck’nın kaleme aldığı bir dörtlük ile sözlerimi sonlandırıyorum..

 

“Bir serzeniştir ayyuka çıkan
O dipsiz kuyuların zifirinden
Nice ayazın acımazca ısırdığı,
Bir tahayyüldür gerçeğe sızan
O acımasız topraktan yükselen
Salt hiçsin yaşamın kandırdığı,
Bir ilksindir yürekten kopan
O duyguların içinden
Çok kişinin hüzünle ayrıldığı.”

 

ANLAYANA kısa notlar..

 

mücadelemiz bitti.

pes ediyoruz.

bundan sonrası için artık ya varsın. yada yoksun.

bu hikayenin sonunu sen yazacaksın. ne ben ne de ck..

uğurlar ola..

 

31.07.08 (ercan’ın günlüğü)